Şuan SiaMektebi da 0/6 Kişi Online
Anasayfan YapFavorilerine EkleE PostaPlayerHarita
SiaMektebi Google   
Bugün 20.05.2012 
Son Konular           • 122550100 Son Yazan Cvp Hit
İmam rıza (as)’ın güzel ahlakı SiaMektebi 0 34
Allahu ekber Cemkeran 0 34
Https:www.facebook.com/pages/c Cemkeran 0 32
Vah sakife alidevrim 0 140
Aşura günü -3- SiaMektebi 0 82
Aşura günü -2- SiaMektebi 0 70
İmam mehdi (a.s)-in yaşantisiy SiaMektebi 0 92
Hz. mehdi’ye inanmak 3 SiaMektebi 0 106
Kalbimizin duası... SiaMektebi 0 155
Güzel hasletler SiaMektebi 0 92
Cuma gecesi ve dua SiaMektebi 0 90
Allah’a yolculuk… SiaMektebi 0 101

» Konu Açan MUHAMMEDBAKIR   
 Forum
 İSLAMİ KONULAR
       İMAN VE ETKİLERİ [Murtaza Mutahhari]


Konu
İMAN VE ETKİLERİ
Resimler Sadece üyeler içindir!
İMAN VE ETKİLERİ


 

Murtaza Mutahhari

İman babında genellikle iki konu dikkati çekmekte­dir: Biri şu; iman ve dinî inanç nerden kaynaklanıyor? Beşeri, iman ve dine doğru sevk eden öğe nedir? Acaba bu öğe dâhili midir? Yoksa harici midir? Yani beşerin fıt­ratından mı kaynaklanıyor? Yoksa bir takım dış etken­ler mi beşeri bu yöne sevk ediyor? Ve bu duyguda ne ka­dar gerçek payı vardır? Diğeri ise; din ve imanın etkileri ve yararlarıdır. Bunların her biri başlı başına bir konu olup ilginç ve dikkate değerdir.

SERMAYE VEYA YÜK

Bu günkü bahsimiz, iman ve dinin (dinî inancın) na­sıl bir etkiye sahip olabileceği konusudur. Bir kişi hem gerçek inançlı bir mümin oluyorken hem de imansız ve dinsiz olabiliyor. Söz konusu edilmesi gereken şudur: acaba iman ve dinî inanç önemli bir varlık mıdır? Ki, beşer onu kaybedince yaşamında önemli bir sermaye kay­betmiş oluyor? Yoksa onu bağımlı kılan bir yük müdür? Onu kaybedince hiç bir şey değişmeyeceği bir yana yükü sırtından atınca hafiflemiş mi olur?

Çağımızın büyük yazar ve düşünürlerinden olan dün­yaca ünlü Tolstoy diyor ki : «İman, insanın onunla ya­şadığı bir şeydir». Demek istiyor ki, İman yaşamın en de­ğerli sermayesidir. İnsan onu kaybedince yaşamının en değerli varlığını kaybetmiş olur.

Birçok şey yaşama sermayesi olabilir. Sağlık bir ya­şam sermayesidir. Aynı şekilde; güvenlik, servet, ilim, marifet, sosyal adalet eş ve çocuklar, samimi ve lâyık dostlar, iyi bir eğitim, ruh sağlığı bunların hepsi yaşamın değerli birer sermayesi sayılmaktadır. Bunlardan her bi­rinin olmayışı bir nevi bedbahtlık sayılır.

İman bu sermayelerden biri belki de en üstünü­dür. Kur'ân-ı Kerîm bu konuda şöyle buyurmaktadır : «Ey insanlar size acı veren işkencelerden kurtarabilecek bir ticarete doğru yol göstereyim mi; Allah'a ve Peygam­berine iman ediniz.»

Gördüğünüz gibi Kur'ân-ı Kerîm Allah'a ve Peygam­berine imam ticaret ve kazanç olarak zikretmiştir.

Evvela şu konuyu söylemek gerekiyor ki, beşer mad­diyatı maneviyattan önce tanımaktadır. Bunun sırrı ise çok açıktır. Mesela; servet bir yaşam sermayesidir. Onu herkes çabucak tanıyor ve değerini anlıyor. Belki de ona değerinden daha çok önem veriyor. Hırs ve tamahla sa­rılıyor, sonuçta da topluma baş ağrısı icat ediyor.

Diğer taraftan güzel ahlâk, doğru eğitim, iyi terbiye görmek de bir yaşam sermayesi olup saadet, gelişme ve kemale ermeğe vesile olur. Ancak etkisi servetten daha üstündür. Fakat beşer onu geç tanır ve değerini geç an­lar. İnsan ya doğal olarak çok akıllı ve uyanık olmalıdır ki, güzel ahlâk ve üstün eğitimin önem ve değerini anlayabilsin. Veya birisi tarafından bunların önemi ve de­ğeri ona öğretilmeli, Öğretmenleri ve büyüklerinden duy­malıdır. Hz. Ali (A.S.) gibi ki; «güzel ahlâk en iyi dost­tur» veya «nice azizler var ki, kötü ahlâk onları rezil et­miş ve nice zeliller var ki güzel ahlâk onları aziz kılmış», buyuruyor.

İman da böyledir. Nice insanlar var ki, bu büyük de­ğerden yararlanmış ve bunun sayesinde iyi bir yaşam sürdürmekteler. Cinsî ve ruhî sağlığını, ömrünün uzunlu­ğunu bu imana borçludur. Birçok kişide bunun tam ter­sidir. Bir ömrü eziyet, korku ve endişe ile geçirmiş, cis­mi ve ruhî sağlığı kaybetmiş, çabuk yaşlanmış ve yenil­giye uğramışlardır.  Bütün bunların sebebi yaşam sermayelerinden önemli birine sahip olmamalarıdır. Bu ko­nu ancak iman ve etkilerini dikkate almakla incelene­bilir.

AHLÂK DESTEĞİ

İmanın ilk etkisi ahlâka destek oluşudur. Yani, ya­şamın büyük bir sermayesi olan ahlâk, iman olmadan sağ­lam bir temele sahip olmamaktadır. Tüm ahlâkî ilkelerin mantığı, temel yapısı ve bütün maneviyatın başı dini inanç ve Allah'a imandır. Keramet, şerafet, takva, iffet, emanet, doğruluk, fedakârlık, ihsan, insanlarla barış için­de olmak, adalet taraftarlığı, insan hakları savunuculuğu beşeri fazilet sayılan ve bütün milletlerin takdis ettiği her şey iman ilkelerine dayanmaktadır. Çünkü bunların hepsi çıkarcılık ilkesine ters düşmektedir. Her birisi bir takım maddî mahrumiyet gerektirir. İnsanın maddî bir mahrumiyete rıza göstermesi için bir nedeni olmalıdır. Bu da maneviyatın değerini anladığı, zevkini tattığı zaman mümkün olur. Her manevî düşüncenin temelinde Allah'a iman yatmaktadır. Allah'a imanın en az etkisi mümin bir insanın; iyi işlerin, güzel ahlâkın, Allah indinde zayi olmayacağından emin olmasıdır.

Gerçekten beşer önünde iki yoldan fazlası bulunma­maktadır. Ya çıkarcı ve egoist olmalı hiç bir mahru­miyete teslim olmamalı veya Allah'a inanmalı ve ahlâk diye tahammül ettiği mahrumiyetleri mahrumiyet say­mamalıdır. «İnsaniyet, iyilik İlâhi takva ve rıza üzeri ne kurulmamışsa tehlikeli bir uçurumda sayılır.» İşini Allah rızası ve takva üzerine kuran bir kimse mi daha iyi­dir yoksa işini uçurumun kenarında kuran mı?» Ahlâkî dayanağı Allah'tan başkası olan kimse, uçuruma doğru adam atan bir insan gibidir. «Allah'tan başka veliler edinenlerin örneği, kendine ev edinen örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız ola­nı örümcek evidir; bir bilselerdi.» (Ankebut:4) Bu ayet şu­nu anlatmak istiyor: Allah'tan başka dayanak edinilmemelidir. Allah'tan başka dayanak olabilir. Ama temelsiz ve çürük olur. Bazı kişileri geçici olarak bazı telkin ve taklitlerle fedakâr biri olarak yetiştirmek de mümkündür. Ama bu bir çeşit aldatmaca olur. Herkesi her zaman sağ­lam olmayan yoldan götürmek mümkün olmaz. Bütün kâinatın başlangıç noktası zatî akdes olduğu gibi Allah'a iman da bütün maneviyatın, ahlâki faziletlerin başlangı­cıdır. Allah'a inanmadan edinilen maneviyat teminatı ol­mayan banknotlar gibidir, değersiz kâğıttan başka bir şey değildir.

Kur'ân-ı Kerîmde buyuruyor ki , «Allah, temiz sö­zü (temiz inancı), kökü yerde, dalları havaya kalkmış, Allah'ın izniyle sürekli meyve veren sağlam bir ağaca ben­zetmektedir. Allah, halka misaller getirir, belki anlarlardiye.»

Bu emsale göre, eğer insaniyet ağacı meyve veren bir ağaç olmak istiyorsa, tevhid ve iman köküne sahip ol­malıdır.

Daha sonra başka bir misal daha zikrederek buyuru­yor ki : «Habis (temiz olmayan) söz (batıl inanç) kökü yerde olmayan sebatsız bir ağaç gibidir.» Başka bir ayet­te de , «Allah İman ehlini, inananlar daima hak ve doğru söz üzerine, sabit, yerleşik ve sarsılmaz bir halde korur, hem dünyada ve hem de ahirette.»

Yine imansızlık hakkında şöyle buyuruyor : «Dini yalanlayan, öksüze acımayıp kovan, yoksulları doyurmayan, diğerlerini de yoksullara yardıma çağırmayan kim­seyi gördün mü?» (Maun: 1-3) Demek istiyor ki; dine sırt çeviren bütün faziletlere sırt çevirmiştir. İnsan mantığının temeli olan iman ve dinî duyguyu kaybeden, insanî duyguları da kaybetmiş olur.

Manevi işler mutlaka bir takım mahrumiyetlere kat­lanmayı gerektiriyor. Doğru ve gerçek bir neden olma­dan beşer mahrumiyete tahammül etmez. Maddî düşün­cenin en doğal ürünü maddî ahlâk, yani; çıkarcılık ve egoistliktir.

«Adalet ayrıca ayakta tutun, Allah için tanıklık ya­pın, başka düşüncelerle değil, her ne kadar kendiniz, ba­ba, ana ve yakınlarınızın aleyhine olsa bile». (Nisa: 135) Veya «Al­lah için kıyam edin, adalet üzere tanıklık edin, sakın ola ki bir kavme karşı düşmanlığınız (dinî bile olsa) hak ve adaletten sapmanıza sebep olmasın, her halükarda ada­letli olun ki; adalet takvaya daha yakındır.» (Maide: 8) Emirleri, sadece din tarafından verilen ve sadece din tarafından uygulanabilen emirlerdir.

Demek ki; ahlâk, sosyal adalet, sosyal güvenlik, in­saniyet bütün sermayeleri kazanmak ve korumak için iman adında başka bir sermayeye daha ihtiyaç duyuyor.

Hz. Ali (A.S.) buyuruyor ki; Hayırlı sıfatlardan birine sahip olan bir kimsenin diğer sıfatlarına tahammül gös­terir affederim, ancak iki sıfatını affetmeni. Biri akılsız­lık, diğeri imansızlıktır. «Din iman olmayan yerde gü­ven de kalmamıştır. İmansız bir adama hiç bir şey iti­mat edilemez. İtimat ve güven olmazsa sağlıklı yaşam da olmaz. Daima endişe korku, ızdırap ve perişanlık olur. İnsan, sürekli dostları tarafından ihanete uğramaması için dikkat kesilmelidir. Akıl olmayan yerde hayat ve ya­şama olmaz, ölüm olur, insan öyle bir yerde yaşayan ölü olur.»

Genel olarak ahlâki sıfatlarda, beşeri tamamen koru­yabilecek takva ve iffet istiyoruz. Güçlü ve kuvvetli iken elinin altındaki güçsüzlere karşı adalet, zorbaya karşı yi­ğitlik ve cesaret, dayanıklılık ve doğruluk, başkalarına değil kendine güven istiyoruz. Vefa, samimiyet ve sevgi istiyoruz. Bütün bunlar iman ışığında elde edilebilir.

RUH VE VÜCUT SAĞLIĞI

İmanın diğer bir etkisi de ruh ve cisim sağlığıdır. Hz. Ali (A.S.) takva ile ilgili olarak «Ruhsal ve fiziksel has­talıkların ilacıdır» diyor. Elbette ki iman bir iğne, ilaç, hap değildir. Ruh ve vücut sağlığında; insan, imanlı bir kişinin ruhî bir güven, sağlam bir sinir ve kalbe sa­hip olduğunu bildiği vakit etkisini gösterir. Ne yiyip ne içeceğini düşünmez, başkalarını kıskanarak haset ateşi ile tutuşmaz. Hırs ve tamah ateşi yüreğini kaplamaz. Si­nirsel hastalıklar onu mide ve bağırsak hastalıklarına ya­kalatmaz. Aşırı şehvet onu güçsüz kılmaz, ömrü daha uzun olur.

Ruh ve sinir sağlığı daha çok imana bağlıdır. Ruh­sal hastalıkların her gün biraz daha artması ve hastaneleri doldurması günümüzde sosyal sorunların başında gelmektedir. İstatistikler göstermektedir ki, bu tür has­talıklara yakalananların çoğunluğunu imandan nasibini almayan sınıf teşkil etmektedir. Bu ruhsal hastalıkların kaynağı sosyal mahrumiyetlerdir. İman ilk müdahale ila­cı hükmündedir. İman, her türlü mahrumiyete teslim


olup rıza göstermek demek değildir. Şu demektir ki; ima­nı olan kimseyi mahrumiyet sarsmaz.

ÇEVREYE UYUM SAĞLAMAK

İmanın diğer bir etkisi de toplum fertleri arasında uyum sağlamaktır. Biyolojinin belli başlı ilkelerinden biri de, bir varlığın yaşamını sürdürmesinin ilk şartı ya­şayacağı ortam şartlarının o varlığın özel yapısı ile uyum içinde olmasıdır. Eğer uyum sağlamıyorsa, yaşamını sür­dürebilmek için bulunduğu, ortama uyum sağlayabilecek değişiklik icat etmelidir. Ama ortama uyabilecek bir değişiklik icad etmezse o varlık yok olmaya mahkûmdur.

Beşer de doğal yaşam noktası açısından ayna durum­dadır. Eğer uygun olmayan bir ortamda bulunuyorsa, bu­yandan iç organları onu ortama uydurabilmek için çalış­malarını sürdürürken, diğer yandan da kendisi kendi ya­ratıcılığı ile tabiat ve ortam unsurları ile mücadele ede­rek onları kendisine uydurmaya çalışır.

İnsanın doğal ortamdan başka sosyal ortamı da var­dır. Bu ortamla da uyum sağlamalıdır. Sosyal unsurlar; Çeşitli sıfatlardaki toplum fertleri, davranışları, bu top­lumda hüküm süren kanun kural ve geleneklerden iba­rettir. İnsanın toplumsal bir ortamda yaşayabilmesinin şartları ise şahsi istekler ve gereksinimlerden ibarettir. Bu ikisi birbirine uymalı. Gerek toplum gerekse fert uyum sağlamalıdır. Toplumun uyumu, camianın çı­karlarını koruması ve camia çıkarları çerçevesinde dön­mesidir. Ferdin uyumu ise toplumun çıkarlarına rıza göstererek şahsi isteklerinden vazgeçmesidir. Birinci aşa­mada fert ile toplum arasında tabii olarak hiç bir uyum mevcut değildir. Çünkü çeşitli insanlardan oluşan toplum­da her ferdin değişik görüş ve istekleri vardır, diğer fertlerin görüş ve isteğine ters olarak, aralarında uyumsuz­luk ve tezat vardır. Her iki tarafta aynı istek olmalı ki uyum sağlanabilsin. Din bu uyumun asıl sağlayıcısıdır. Zira din topluma adalet, ferde ise rıza ve teslimiyet bah­şediyor.

RIZA VE TESLİMİYETİN ANLAMI

Rıza konusu geçince bazıları, ferdin, toplumun ken­disine vereceğine rıza göstererek kanaat etmesi iyi de­ğildir, donukluk ve hareketsizlik nedenidir, oysa göster­memek hareketlilik kazandırır, diyebilirler.

Arz edeyim: Rıza göstermek iki kısımdır; Birisi şu ki, fert kendi hakkına razı olmalı, istenen de budur. Hiç kimse her şey benim olmalı dememelidir. Kendi hakkına razı olmalıdır. İkincisi ise; zulüm ve haksızlığa rıza gös­termektir, işte bundandır ki, isyan edip rıza göstermemek kemale erişmenin bir gereği sayılır. Dinî açıdan bu konularda rıza göstermek sadece sevilmeyen bir şey olmayıp günahtır da.

NEFSE TASALLUT

İmanın diğer bir özelliği de tam anlamıyla nefse hâkim olmaktır. Nefse hâkim olmanın dinî bir anlam ta­şıdığı, din olmazsa nefse hâkim olanın da gerekmeyeceği şeklinde düşünülmemelidir. Bu batıl bir düşüncedir. Nef­se hâkim olmak, adalet ve doğruluk gibi ahlâki mefhum­lardır. Dine inanmayan bile bunları inkâr edemez. Bun­lar dinin füruatı değil ve din bunları icat etmemiştir. Belki, din bunları daha iyi bir şekilde uygulamaya koy­muştur.

Çağımızın ünlü düşünürlerinden biri diyor ki; İnsanın önünde üç düşmanı var ve üç cephede savaşmaktadır; tabiat cephesi, diğer fertler cephesi, dahili ve nef­si cephe.

Birinci aşamada bir noktaya kadar başarılı olmuştur. Soğuk, sıcak, hastalıklar ve belalara karşı korunmada başarılı olmuştu. Her ne kadar deprem ve kanser gibi belalara karşı başarılı olmamışsa bile diğer fertlerle mücadele devam etmektedir. Hepsinden önemlisi nefisle mücadeledir. Herkes kendi içinde bir takım geçimsizlikle karşı karşıyadır.

Yüce peygamberimizden naklolunan ünlü; «Küçük cihadı başarıyla ifa edip büyük cihadı üstlenenlere mer­haba» hadisi şerifi bunu ifade etmektedir. Ancak insanı nefsine musallat kılarak onu kontrol altına aldırabilen tek şey iman ve dindir.

Ünlü şair Şeyh Sadi diyor ki: Bir yaşlıya sordum; «Düşmanların arasında en tehlikelisi iki omuzun arasın­da karar kılan nefsindir» hadisinden ne anlıyorsun? Ne verirsen ver sana karşı çıkan doymak bilmeyen nefsi an­lıyorum diye cevap verdi.

İLİM VE BAŞARI

Dikkat edilmesi gereken bir başka konu daha vardır, oda şu ki, imanın büyük bir sermaye olduğu doğrudur. Ancak bu sermayeden yararlanmak da diğer sermayeler gibi ilim ve başarı ister. Belki insan gerektiği gibi yararlanamayabilir. Veya bundan farkında olmadan su isti­fade edebilir. Veya başka bir kimse insanın dinî duygu­larından su istifade edebilir. Bu kendi başına geniş bir konudur ki başka bir yerde tafsilatı ile anlatacağız.




 بسم الله الرحمن الرحيم

 

أشهد أن لا إله إلاّ الله وحده لا شريك له، وأشهد أن محمداً عبده ورسوله، أرسله بالحق بشيراً ونذيراً بين يدي الساعة، وأشهد أن ربي نعم الربّ، وأنّ محمداً نعم الرسول، وأن علياً نعم الوصيّ ونعم الإمام، وأن الجنة حق والنار حق والموت حق والبعث حق والميزان حق والصراط حق وان الساعة آتية لا ريب فيها وان الله يبعث من في القبور، الحمد لله الذي هدانا لهذا وما كنا لنهتدي لو لا أن هدانا الله 

 

MUHAMMEDBAKIR
Normal Üye


Durumu Dışarıda
» Cevap Veren SiaMektebi   

Cevap

 Değerli paylaşımınızdan dolayı teşekkürler Yüce Rabbim emeğinizin karşılığını inş.. ahirette Kevser havuzunda verir inş... selametle kalın




Resimler Sadece üyeler içindir!EHLİ BEYT SEVDALILARI...Resimler Sadece üyeler içindir!

  Resimler Sadece üyeler içindir! İMAM HUSEYN RUH, YEZİD NEFSTİR Resimler Sadece üyeler içindir!

Resimler Sadece üyeler içindir!

SiaMektebi
Yönetici


Durumu Dışarıda
Bu konuda 1 Sayfa 1 Cevap Var
» Son Konular İstatistik Forumda Ara
es selamun aleyküm muhammedali aşkına okuyunuz ve ...
EY HASRET GÖNÜLLERİN ÖZLEMİ GEL...
Es-Selam Aleykum...
gadr-i hun...
İmam Rıza (as)’ın Güzel Ahlakı-2...
Üst Kategori (18)
Alt Kategori (77)
Konular (2007)
Cevaplar (7772)
Toplam Adettir

Başlık : Konu : Cevap :
» Bugün Giren Üyeler : 1 » siican
|#Genel Sorumlu|@Site Yöneticisi|*Bölüm Editörü|+Forum Editörü|!Sohbet Editörü|Gezici Üye|Normal Üye|Hevesli Üye|Azimli Üye|
|Çalışkan Üye|Verimli Üye|Bağımlı Üye|Abone Üye|Tiryaki Üye|Yıldız Üye|Bilgin Üye|Prof Üye|Üstad Üye|Süper Üye|Altın Üye|Ulu Üye|
» CopyrightYukarı Git
2oo9 © Copyright Şia Mektebi - Ferec Bilisim
Site Design Coding © C.C.P. Ferec Bilişim
 Ana Sayfa 
 Forum
 Haberler
 Dosyalar
 Makaleler
 Resimler
 Videolar
 Bağlantılar
 İlanlar
 Firmalar
 Köşe Yazıları
 Marketim
 Forumlar
 Turizm  
 Makaleler
 İlginç Bilgiler  
 Şiirler  
 Fıkralar  
 Hikayeler  
 Edebi Yazılar  
 Kitap Özetleri  
 Efsaneler  
 Güzel Yazılar  
 Videolar 
 Politika  
 Tarih  
 İnanç  
 Eğitim  
 Medya  
  Resimler
 Akademisyen  
 Yazar  
 Gazeteci  
 İşadamı  
 Bilim Adamları  
 Sanatçı  
 Eğitimci  
 Şair  
 Sporcu  
 Mp3ler
 Haberler  
 Hastalıklar  
 Terimler  
 Aile Planlaması  
 Kadın Hastalıkları  
 Estetik  
 Şifalı Bitkiler  
 Beslenme  
 Özel Bölümler  
 Yemek Tarifleri
 Sağlık Bilgileri  
 Radyolar
 Namazlar 
 Şiirler
 Dualar
 Hacc
 Aşura
 Gadir-i Hum
 Soru ve Cevap
 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bu site içerisinde yer alan tüm bilgiler ve medya içerikleri tamamen bilgilendirme amaçlıdır. İçeriklerin sorumluluğu yazarlarına ait olup site yönetimi herhangi bir sorumluluk yüklenmemektedir. Telif hakkı ihlali yapıldığını düşündüğünüz içerikleri site yönetimine bildirdikten en geç (Telif hakkının ihlali doğrulandığında) 48 saat içerisinde sitemizden kaldırılır.